RENGİN DÜŞÜ/ŞÜ
Renkler hislerden terk etti kendini, eşyalara yâr oldu. Arkasından ağlayan bir avuç kimseyi pek de umursamayan bir hal ile gözlerden kaybolurken, bir gün geri gelmeyeceği hakikatini de yanında götürdüğünü hiç kimse bilmiyordu. Acaba farkında mıydı eşyaların yanına hiç yakışmadığının.
“Bir zamanlar yeryüzünde rengarenk gülüşlü, rengarenk bakışlı insanlar yaşarmış.” Masalını dinlerken, aslında öykü olması gerektiği hayali hep yanı başımızda oturup bizle birlikte dinler masalı. Zaman zaman fısıldar:
Bir kez düşlesene anlatılanları…
İçimdeki sesi dinler düşlerimin orta yerine yerleşiveririm. Önce şeffaf sesim ala olur sonra etraftaki her şey parlak bir kadife mavisine dönüşür. Gül renginde merhabalara, zümrüt yeşili bir çocuğa, akça gülümsemelere, lacivert hüzünlü bakışlara rastlarım… Masal da burada sona ermiş sözü beni oradan alıp gerçekliğe geri getirir.
Eskiye olan hasretimizin sebebi bu masal işte. Ve bir yenisi daha çoktan yazılmaya başlandı bile: giderek karanlıklaşan ‘’insan’’lık.
Soralım:
En içimiz ne renk?
Sonu güzelleştirmeye yetecek cevaplar biriktirebilir miyiz yitenler daha büyük boşluklara dönüşmeden?
Dünya ne renk?
Dünün gökkuşağını özleyen, şimdilerde gri bulutlara sarılmış yarınlarını buruk halde bekleyen renginde. Soluk benizli duygular renginde… Devamı çoğu tahammülü aşacak halde.
Bazıları yanına bir “belki”yi alıp bir şarkı yazmaya başlamış. Güneşin pırıl pırıl değişmeyişi görülmeyecek gibi değil. En ulaşılmayacak yerden bize dokunan kucak dolusu umut renginde.
Sitare.
Yorumlar
Yorum Gönder